Akıllı Şehirler ve Sürdürülebilirlik

75 yıl önce bugün, Hiroşima ve Nagazaki’de yüz binlerce insan atom bombasının patlaması sonucu hayatını kaybetti. Sayıca çok daha fazla bireyin geleceği, geri dönüştürülemez biçimde tahrip edildi. İlk kez bir saldırı,  var olanları yıkmak, o an yaşayanları canından etmekle kalmadı, ; henüz doğmamış olanlara bile zarar vermeyi başardı.

 

Sonraki yıllarda birçok düşünür olanları anlamlandırmak için büyük çaba harcadı. Dünya insan elinden çıkma hasarların vardığı noktayı ölçüp biçti. Yaklaşık yarım asır süren uzun tartışmalardan sonra, M.  Hartwick ve Robert M. Solow gibi düşünürler, dünya düzenin böyle “sürdürülemeyeceği” sonucunda birleştiler. Nasıl sürdürüleceğine dair teoriler hazırladılar. O kadar çok destekçileri oldu, teorileri öyle bir boşluğu doldurdu ki, Birleşmiş Milletler Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu bile “sürdürülebilirlik” kavramını resmi olarak raporlarına ve programlarına dahil etti. Peki, nedir bu sürdürülebilirlik?

 

Sürdürülebilirlik; ekonomi, sosyoloji ve ekoloji olarak 3 temel alan üzerine kurulmuştur. Bu alanlarda, hiçbir neslin kendinden sonraki nesillerin sahip olacağı kaynaklara el koyma hakkı olmadığını savunur. Torunlarımız, onların torunları ve onların torunları bugün sahip olduğumuz her fırsata, hatta mümkünse daha iyisine sahip olabilmelidir. Eğitim fırsatı, gelir adaleti, yönetime katılma hakkı, cinsiyet eşitliği ve benzeri binlerce alanda gelecek nesiller için hep daha iyi bir seviyeye ulaşmak hedeflenmelidir.

 

Birkaç çeşidi arasında en dikkat çekeni “güçlü sürdürülebilirlik” teorisidir. Bu teoriye göre, en önemlisi çevrenin korunmasıdır. Ekonomi ve sosyoloji alanındaki hasarların birbirlerini tolere etmelerine kısmen izin verilebileceğini savunan güçlü sürdürülebilirlik fikri, ekoloji için aynı hoşgörüyü göstermez. Doğanın dengesi bozulmamalı, bedeli ne olursa olsun hiçbir nesil kendinden sonrakilere Nagazaki ya da Hiroşima’daki gibi zarar vermemelidir.

 

Bu açıdan bakınca günümüzde kaynakları verimli kullanmak ve tasarruf etmek için teknolojiyi kullanmak yani akıllı sistemlere başvurmak gerektiği açıkça görülmektedir.  Çünkü “akıllı” sistemler sensörleriyle bilgi toplayabilen, bu bilgiyi yazılımları ile analiz edebilen, kaynakların geleceğini simülasyonla tahmin edebilen ve alınması gereken önlemleri belirleyebilen sistemlerdir. Tüketimi optimize etmenin, israfı engellemenin ve dengeyi korumanın otomatikleştirilmesidir.

 

Bir karşılaştırma yapmak gerekirse, sıradan bir şehir aydınlatma sistemi; düğmesine aktif olduğu sürece sabit seviyede aydınlatma yaparak fazla enerji tüketmeye devam eden sokak lambası olarak tarif edilebilir. Akıllı şehir aydınlatma sistemi ise;

 

  • Gün ışığını algılayarak sadece ihtiyaç duyulan kadar aydınlatma yapabilen,
  • Hareket sensörü sayesinde sadece yaya ve araç trafiği olduğunda aydınlatma hizmeti veren,
  • Güneş panelleriyle temiz enerji depolayabilen, batarya seviyesine göre en uzun süre aydınlatma yapacak şekilde enerji tüketimini programlayan aydınlatma sistemidir.

Diğer bir deyişle akıllı sistemler gelecek nesillerin de haklarını koruyan, daha az enerjiyi daha faydalı biçimde tüketen sürdürülebilir sistemlerdir. Akıllı sistemler gelecek nesillere karşı sorumlulukları yerine getirmenin teknoloji destekli yoludur.